

1 gün önce1 dakikada okunur


1 gün önce1 dakikada okunur


3 gün önce1 dakikada okunur


3 gün önce2 dakikada okunur


6 gün önce2 dakikada okunur

Datça denince akla ilk gelen isimlerden biri, belki de birincisi Can Yücel’dir. Şair için Datça, sadece bir kasaba değil; sığınak, sevgili, vatan ve son duraktı.
“Mekânım Datça olsun” demişti ya… O cümle, bir vasiyetten çok daha fazlasıydı. Bir aşk ilanıydı, bir hayata veda ve bir hayata yeniden başlangıçtı.

Datça, Can Baba’nın Bulduğu Cennet
1980’lerin ikinci yarısından itibaren Can Yücel, hayatının son on yılını Eski Datça’da geçirdi. İstanbul’un karmaşasından, siyasi kavgaların yorgunluğundan, büyük şehrin yapaylığından uzaklaştı ve “Anadolu’nun uzak zürafası” dediği bu yarımadaya yerleşti.
Eşi Güler Yücel’le birlikte taş bir evde, badem ağaçlarının, narların, zeytinlerin arasında sade bir hayat sürdü. Burada şiir yazdı, rakısını içti, Datçalılarla muhabbet etti, hayata ve insanlara en samimi halıyla dokundu.
“Ne harika bir yer burası! Nereden buldun bu Datça’yı?” “Elimle koymuş gibi buldum.”
Bu diyalog, Can Yücel’in Datça’ya bakışını özetler. Sanki Datça’yı arayıp bulmamış, içinden gelerek, kaderiyle buluşur gibi oraya varmıştı.
Datça’da Şiir ve Özgürlük
Datça, Can Yücel için özgürlüktü. Kaba ama içten diliyle, asi duruşuyla, hayata küfretmeyi de sevmeyi de bilen bir şair olarak burada kendini tam anlamıyla buldu. Burada zaman yavaşlıyor, kelimeler daha bir anlam kazanıyordu. Rüzgâr, deniz, zeytinlikler ve eski taş evler onun en büyük ilham kaynağı oldu.
Datça’da yazdığı şiirler, hem hüzün hem kahkaha doluydu. Hem isyandı hem teslimiyet. Özellikle son kitabı Mekânım Datça Olsun, bu dönemin en güzel yansımasıdır. Datça’nın doğası, insanları ve sakinliğiyle iç içe geçmiş dizeler...
Vasiyet ve Sonsuz Sevda
Can Yücel, 12 Ağustos 1999’da aramızdan ayrıldığında vasiyeti yerine getirildi. Vasiyeti çok netti:
“Beni kuzum Datça’ya gömün Geçin Ankara’yı İstanbul’u! Oralar ağzına kadar dolu Alabildiğine de pahalı... Dediğim gibi beni Datça’ya gömün Şu deniz gören mezarlığın orda...”
Ve öyle oldu. Eski Datça’daki Kabaklık Mezarlığı’na, denizi gören bir yere defnedildi. Mezar taşı, heykeltıraş Mehmet Aksoy imzalı, hayatı ve felsefesini yansıtan özel bir tasarıma sahip.
Datça, onun için ölümde bile güzeldi. Çünkü burada her şey daha gerçek, daha samimi, daha insandı.
Bugün Datça’da Can Yücel
Eski Datça’ya gittiğinizde hâlâ hissedersiniz o varlığı. Can Yücel Sokağı, taş duvarlara asılmış şiirleri, “Can Evi” (ziyarete kapalı olsa da dışından görülebilen), kahvelerde anlatılan anıları… Hepsi canlı.
Datça’ya gelen herkesin bir noktada Can Baba’yı andığı, şiirlerinden birini mırıldandığı o özel hava hâlâ duruyor. Çünkü o, Datça’yı sadece sevmedi; Datça’yı “Can”ıyla doldurdu.
Son Söz:
Can Yücel için Datça; sadece bir coğrafya değil, bir duruştu, bir sevdaydı, bir hayata sığdırılmış en güzel şiirdi.
Datça’ya her gittiğinizde, Eski Datça’nın daracık sokaklarında yürürken içinizden bir ses duyarsanız şaşırmayın.
O, hâlâ orada. Rüzgârda, badem çiçeğinde, denizde ve her taşın üstünde.
“Mekânım Datça olsun” demişti. Oldu da… Hem de sonsuza kadar. ❤️
Datça’ya gittiğinizde Can Yücel’i anmadan dönmeyin. Çünkü Datça’nın bir parçası artık o.
Yorumlar