

1 gün önce1 dakikada okunur


1 gün önce1 dakikada okunur


3 gün önce1 dakikada okunur


3 gün önce2 dakikada okunur


6 gün önce2 dakikada okunur

Dünya hızla değişiyor, Türkiye de bu değişimin tam ortasında. Küresel ekonomideki belirsizlikler, jeopolitik gerilimler, iklim krizi ve teknolojideki baş döndürücü gelişmeler hepimizi doğrudan etkiliyor. Aynı anda hem ülkemizdeki gündemi hem de uluslararası arenadaki büyük resmi görmek, olayları doğru anlamak için artık zorunlu hale geldi.
Son aylar, özellikle Şubat-Mart 2026 dönemi, hem Türkiye hem de bölgemiz Muğla ve Datça için oldukça hareketli geçti. Orta Doğu’da patlak veren ABD-İsrail-İran gerilimi ve askeri operasyonlar, dünyanın enerji damarını tehdit etti. Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlilik petrol fiyatlarını hızla yukarı çekti. Bu durum Türkiye’de enflasyonu yeniden tetikledi; Mart ayında aylık enflasyon %1,94 seviyesinde gerçekleşirken, yıllık oran %30,87’ye geriledi. Savaşın gölgesi, zaten zorlanan ekonomimizi daha da baskı altına alıyor.

Turizm sektörü ise en ağır darbeyi yedi. 2026 yılına 68 milyar dolar gelir hedefiyle giren sektör, İran pazarı başta olmak üzere Ortadoğu kaynaklı rezervasyonlarda ciddi iptallerle karşılaştı. Uçak yakıtı ve sigorta maliyetlerindeki artış paket fiyatlarını yükseltti. Özellikle Doğu Akdeniz destinasyonları olumsuz etkilenirken, Avrupalı turistler daha güvenli gördükleri İtalya, İspanya ve Hırvatistan gibi ülkelere yöneldi. Erken rezervasyonlarda belirgin yavaşlama yaşandı.
Bölgemiz Muğla’da tablo biraz daha karmaşık. Kıyı ilçelerimiz Bodrum, Marmaris, Fethiye ve Datça savaşın belirsizliğinden payını aldı. Bir yanda turizm sezonuna hazırlık heyecanı sürerken, diğer yanda maliyet baskısı ve iptaller esnafı tedirgin ediyor. Ocak-Şubat döneminde Türkiye geneline 4,37 milyon yabancı turist giriş yaptı; bu rakam önceki yıla göre hafif bir artış gösterse de Orta Doğu kaynaklı düşüş hissediliyor.
Siyasi ve askeri arenada Türkiye, deprem sonrası yeniden yapılanma, enerji bağımsızlığı ve savunma sanayiindeki atılımlarını sürdürürken, küresel jeopolitik rekabetin tam ortasında köprü görevi görüyor. Rusya-Ukrayna savaşının uzantıları, ABD-Çin gerilimi ve Avrupa’daki siyasi kırılmalar Türkiye’nin hem fırsatlarını hem de risklerini artırıyor.
Bir yanda yapay zekâ ve yenilenebilir enerji gibi geleceğin teknolojileri umut verirken, diğer yanda gıda krizi, göç dalgaları ve aşırı hava olayları riskleri yükseliyor. Türkiye bu tabloda hem köprü hem de hedef ülke konumunda. Karadeniz’deki tahıl koridorundan Doğu Akdeniz’deki enerji arayışlarına, Suriye sınırındaki gelişmelerden turizm ve ihracat rakamlarına kadar birçok konu iç içe geçmiş durumda.
D'Bakış olarak amacımız, Türkiye’yi dünya gündeminden, dünyayı da Türkiye’nin gerçeklerinden koparmadan değerlendirmek. Ne sadece “dış güçler” teziyle yetineceğiz ne de her şeyi “her şey yolunda” diye geçiştireceğiz. Olayları neden-sonuç ilişkisiyle, veri ve farklı perspektiflerle ele alacağız.
Datça’dan başladığımız bu bakış açısını artık Türkiye ve dünya ölçeğine taşıyoruz. Çünkü Datça’da yaşanan bir turizm düşüşü, küresel ekonomideki resesyonla; Muğla’daki orman yangını riski ise iklim değişikliğiyle doğrudan bağlantılı olabiliyor. Bir coğrafyada yaşanan askeri gerilim, binlerce kilometre ötedeki turizm sezonunu; bir ülkedeki enflasyon artışı, Datça’daki bir otelin doluluk oranını doğrudan etkileyebiliyor.
Bu köşede her şeyin siyah-beyaz olmadığını, gri alanların bol olduğunu kabul ederek konuşacağız. Ne körü körüne iyimserlik ne de aşırı karamsarlık. Olduğu gibi ortaya koyup, olası sonuçlarını ve alternatif yolları masaya yatıracağız. Doğru sorular sorup, gerçekçi cevaplar arayacağız.
Türkiye’nin ve dünyanın nereye gittiğini anlamak isteyen herkes için geniş bir perspektif sunmaya çalışacağız.
— D'Bakış
Yorumlar